4/10/2009 ·

Bir İstisnanın Çözümlemesi – Bölüm 50 "Küçük Not"

Küçük Not

Akşamki transfer nedeniyle ertesi gün işe geç geliyor. Yüzünde gülümseme göremiyorum. Uykusuzluk ve yorgunluktan mı yoksa başka bir nedenden mi olduğunu bilmediğim bir tatsızlık var. Masasına oturup bilgisayarın açma düşmesine dokunduktan sonra uzanıp önündeki ajanda’dan bir yaprak yırtıyor. Bir süre üzerine bir şeyler yazdığı kağıdı getirip masama bırakıyor. Elimdeki işi bırakıp, açıp okuyorum.

Ozan!

Aşkım! Sakın bana olan güveninin gitmesine izin verme çünkü aşkımız bununla besleniyor. Bazen gerçek görünenden öyle farklı ki… Oysa insanlar gördüklerine, duyduklarına inanıyor hep.

Biz en baştan beri, hiç görmediğimiz bir şeye, bir mucizeye inanmadık mı?

Ozan. 

Bazen dünya üstüme üstüme geliyor diyorum ya sana. Sanırım bu da o zamanlardan biri.

İnsanların benden ne istediğini bilmiyorum. Sadece ben ne istediğimi biliyorum. İstediğim sensin. Seninle mutlu olmak.

Ben sadece kollarınla değil, güvenin ve sevginle de sarılıp sarmalanmak istiyorum. Bunu duymak değil bilmek istiyorum.

Kağıdı tekrar katlayıp, Mustafa Bey ya da Emel hanım görmesin diye çantama koyuyorum. Canım çok sıkılıyor. Artık elimdeki işe nasıl odaklanacağım?

Son 2 ayda yaşanan onca rezillikten sonra, bu kağıtta yazan sözlerin samimiyetine nasıl inanacak, nasıl emin olacak ve nasıl bileceğim? Gerçek nedir? 

Aklımdan sürekli olarak şu geçiyor:

Eğer şimdi noktayı koyarsam, ilerleyip gerçeğin ne olduğunu asla öğrenemeyeceğim. Bütün anormalliklerine rağmen bu hikayenin hala düzlüğe çıkma umudu var mı? 

Doğru olan nedir? Geç olmadan, tüm o aşk ifadelerine ve onca ateşli sevişmeye rağmen “artık yeter” demem gerekiyor mu? Yoksa bu ilişkinin nereye gittiğini görebilmek için son durağa kadar beklemeli miyim?

Sağda solda, her yerde yanıt arıyorum. O an birden geçen ay çantama attığım eski yazısı aklıma geliyor. Çıkarıp bir daha bakıyorum.  

Sevgili Ozan,

Durmuş amca ve Türkan teyzeden beni haberdar ettiğin ve iyi haberleri bilmemi sağladığın için çok teşekkür ederim. Her ne kadar dün onların yanına gideceğinden beni haberdar etmemiş olmana üzülsem de sonuçta mutlu oldum.

En kısa zamanda ziyaretlerine gidebileceğimizi umud ediyorum. Bunu yapmamamız için hiçbir neden yok.

Aramızdaki aşk, sevgi ve tutku gibi tükenebilir şeylerin bitmesi aramızdaki özel bağı asla koparamayacak en azından ben öyle umud ediyorum.

Sevgiler

A…


Tam bir ay önce bana aşk, sevgi ve tutkunun tükendiğini, bugünse güvenim ve sevgimle sarılıp sarmalanmak istediğini yazıyordu.

Bu gelgitler daha ne kadar sürecekti? İlişkimiz ve ona olan sevgim için harcadığım onca enerji, karşılaştığım afalltıcı durumlarla havaya salınan elektrik akımı gibi boşa gidiyordu. Mücadeleyi seven biri olarak, asla kolayın peşinde olmadım. Zoru hep sevmişimdir, ama zorluk anlamsızlık ile birleştiğinde gerçekten acıtıyordu. Bunca kör dövüşü ne içindi? Ne uğrunaydı? Bir adım sonra ne olacağı bilemezken, bunca çaba ne içindi?

Bir an duruyorum. İşe artık dönmem lazım. Zihnimi toparlamalıyım.

Birden ılımlı bir düşünce öne çıkıyor zihnimde ve avutucu bir yanıt buluyorum:


Bunların hepsi bir Karşıyaka’lıyı kurtarmak için... Sonu benim için tam bir hüsran olsa da, bir bireyi yaşadığı dengesiz yaşamdan vazgeçirmeliyim. İleride bir gün, hiç olmazsa yarı yolda pes ettiğim için kendimi suçlamış olmam. İyi niyetimi sonuna kadar koruyacağım. Kestirip atmak her zaman kolaydır. Ben, bugün “seni seviyorum” dedikten sonra yarın “kusura bakma çok dengesiz davranışlar gösteriyorsun. Ne senden, ne de ilişkimizden bir şey olur. Hoşçakal!” demek benim tarzım değil. Ağzından çıkanı laf olsun diye söyleyen biri hiç olmadım. Dün sevdiğimi söylediğim kıza bugün sanki bambaşka biriymişim gibi kolayca “hoşça kal” diyememem. Söz namustur, oyun değil! 

Bir şey belliydi... mücadele etmem gerekiyordu. Belki tanımları yanlış yapıyordum. Sanki önümde iki yol var da, biri "pes etmeyi" diğeri "şans vermeye devam etmeyi" öğütlüyordu. Belki de çok düşük te olsa bir düzelme olasılığı vardı. İyimserlik beni hep zayıf düşürüyordu. Belki bir gün bütün bu beni yiyip bitiren şüphelerden – kafa karışıklıklarından ve bilinmezliklerden kurtulacaktım.

Ben, olumlu bir sonuç oluşacaksa bile, bunun benim iteklememle, zorlamamla değil kendilinden olmasını arzuluyordum. Kafamdaki şey buydu. Zaten başka türlü kıymeti de olmayacaktı. Herşeyi ben planladıktan ve dikte ettikten sonra ne önemi kalacaktı? Zaten sonrasında hayat boyu da aynı şeyi yapmaya devam etmem gerekmeyecek miydi? Sürekli yönetmem ve yönlendirmem gereken bir insana nasıl saygı duyacak, nasıl sevecektim? 


Bana göre iki bireyin medeni seviyesi, olumlu sonuca ulaşmalarını sağlayacak başlıca etkendir. Peki ben yaşadığım ilişkide, onun sürekli sebep olduğu gel-gitlerde bu medeni seviyeyi görebiliyor muydum? Her geçen gün artan şaşkınlığım, ona olan sevgim ile çatışırken zaman hangi sonucu gösterecekti?

Soru işaretleri ne zaman bitecekti?

Yorum (yok) Yorum yaz!

4/10/2009 ·

Bir İstisnanın Çözümlemesi - Bölüm 49

Transfer Raporu

O akşam geliş vardı. Uçağı karşılamak için hava alanına gidiyorduk. Hollanda’dan gelen müşterileri karşılayıp otellerine götürecek olan araçlara yönlendirecektik. Levent ve A… gelip beni almışlardı. Hızlı bir şekilde yol alıyorduk çünkü biraz gecikmiştik. Yanımda, şoför mahalinde oturan Levent aracı deli gibi kullanırken zihnimden “umarım bir aksilik olmaz” diye geçiriyordum. A… arka koltukta ses çıkarmadan oturuyordu. Birden iki koltuğun arasından uzanıp kucağıma katlanmış bir kağıt attı. Hemen elimi atıp kaldırdım ve üzerinde yazanlara baktım.

Transfer Raporu
01.07.2010

Uçuş No= OHY 300
Uçuş Saati= Bilen Yok :-)
Araç= Hızlı gonzalez Levent Kara
Rehber= Aşkım
Opr= Aşkın :-)

Katlanmış kağıdı açtığımda içinde şunların yazdığını görüyorum:


Aşkım…

Sana bunları çok uzaklardan :-) arka koltuktan yazıyorum :-)
Hayatımın en kötü transfer organizasyonuna imza attığım bu gece mutsuz bile olamıyorum. Çünkü bir nefes kadar yakınımdasın. Seni arka koltuktan özlüyorum. Başımı göğsüne yaslayıp nefes alışını gözlerim kapalı dinlemek istiyorum. Sana seni ne kadar çok sevdiğimi söylemiş miydim – Acilen sana söyleyebilmek için şimdiden haber vereyim dedim-

Seni çok seviyorum-

Sen önde ben arkada bu yolculuk bitmez

Eyvah eyvah ! :-)

01.07.2009 Transfer raporudur :-)

Opr.Müd. A…n

Okumayı tam bitirirken sağımdan uzanan yumuşak bir el yüzümü okşar bir hareketle yana doğru çeviriyor. Birden onun gülümseyen yüzünü görüyorum. Cam ile koltuk arasındaki o daracık aralıktan uzanıp beni öpmeye başlıyor. Hava alanına varıncaya kadar, aracın onca sarsılmasına rağmen kesintisiz öpüşüyoruz. Leventin yüksek hızla girdiği dönemeçlere aldırmadan devam ediyoruz. Nefessiz ve sanki Leventin “Yeter artık çok öpüştünüz” demek ister gibi aracı bir sağa bir sola yatırmasına aldırmadan öpüyoruz birbirimizi. Araç sarsıldıkça yalnızca dudaklar değil burunlar da öpüşür hale gelirken Levent sesleniyor.

Levent – ARKADAŞLAR TERMİNAL 2’YE GELDİK!    

Yorum (yok) Yorum yaz!

28/1/2009 ·

Bir İstisnanın Çözümlemesi - 48 "Yazı"

Yazı

Akşam eve geldiğimde odama geçip bilgisayarımın başına oturuyorum. Yine akşam yemeği aklıma bile gelmiyor. En son ne zaman acıktığımı bile hatırlamıyorum. Zihnimdeki tek şey şimdi ne olacağıydı. Daha önce defalarca olduğu gibi yine bir bitiş gerçekleşmişti. Kimbilir kaçıncıydı ama yine bitmişti. Akşamları eve geldiğimde müziği açıp uzanarak son haftalarda yaşanan saçmalıkların hangi anlamları barındırdığını çözmeye çalışıyordum. Neler olmuştu? Peki ya şimdi, hiçbir şey olmadığını düşündüğüm şu anda neler oluyordu? Önümüzdeki günlerde neler olacaktı? 

Birden yerimde doğruluyorum. YAZMALIYIM! Evet! Yazmalıyım! Fırlayıp bilgisayarın başına oturuyorum. 

Peki ama nereden başlayacağım? Ne yazacağım? Yaşananları en küçük ayrıntısına kadar yazsam bu saçmalılara kim inanır? Bizzat yaşayan kişi olarak ben inanabiliyor muydum ki bunca saçmalığın gerçek olduğuna?

Bir an duruyorum ve zihnimdeki soruları dağıtıp yazmaya başlıyorum. Asıl olan gerçekse, ne olursa olsun yazılmalıydı. Kimin inanacağının bir önemi yoktu. Yalnızca yazılmalı, kayıtlara geçmeliydi.

Saat 21:00, Can sıkıcı görüntüler!... Hazır imgeler beni uyutmamak için elinden gelen her şeyi yapıyorken, boşuna yatağın içinde bir sağa bir sola dönerek kendime daha fazla işkence etmeyeyim. Şişe geçirilmiş, kızgın ateşin üzerinde ağır ağır çevrilerek, diri diri yakılıyor gibi hissediyorum kendimi. Anladığım kadarıyla yaşam nehrinde akıp gidenler bu ak sayfaların üzerine yazılmadıkça, içim rahat etmeyecek.


 Gerçekten gerçek nedir? Şimdi dönmüş son 3,5 ay'ıma bakıyor ve kendime bunu soruyorum? Gerçekten neler oldu? Ruhumdan o büyük bir parçayı kopartan acımasız ısırık kime aitti? Duygularımın gizli bahçesinde elini kolunu sallayarak kim dolaşıyordu? Hangi dimağ tarafından sınanıyordum? 

 

Madem ki büyük resmi görebilmeyi umuyorum, o halde deliller gerçekleri dile getirsin. “Kanılar” değil “Kanıtlar” konuşsun. Beni ne kadar küçük durumlara düşürecek olursa olsun, yine de yazılmalı, yine de çizilmeli. Neticede kazanan gerçeklik ve dürüstlük olsun.


“Oldu artık bir kere! Ne yapalım? Nasılsa, olmuş bitmiş bir olay! Bu saatten sonra irdelemenin ne faydası var?” yerine “Acaba gerçekten neler oldu? Masaya yatırıp bakarsam, belki de olayları içeriden yaşayan biri olmanın ötesine geçer, tarafsızca gerçekleri görebilirim” düşüncesinin rehberliğinde ilerleyeceğim.

“Zor olan yazmaktır. Yazmamak değil! Boş vermişliğin ya da üşengeçliğin tarihte bir virgülü bile olmayacaktır. O halde yazılmalı, o halde kaydedilmeli...”.

Yorum (1) Yorum yaz!

12/1/2009 ·

Bir İstisnanın Çözümlemesi - 47 "Maaş"

- Maaş- 

Üçümüz de gergindik. Maaş alabilme umudu ile geldiğimiz günün sabahında muhasebe Emel hanım Hollandadan beklenen havalenin gelmediğini ve bize ödeme yapılamayacağını söylemişti. Levent ve ben hayal kırıklığı ile karışık bir kızgınlık içindeydik ama o belli sınırların ötesinde asabileşmişti. “Neden sen hiç tepki göstermiyorsun? Hep Levent ile ben geriliyoruz. Sen rahatsın!” türünden dayanaksız suçlamalarıyla üzerime gelmeye başlamıştı. Sanki can sıkıcı durumun günah keçisini bulmuşçasına saçma sözlerle saldırıyordu: “NEDEN BİR ŞEY YAPMIYORSUN? NEDEN SESİNİ ÇIKARMIYORSUN?”.

Mustafa Bey ile uzun zamandır çalışıyordum. Acentadan önce genel müdürlük yaptığı otelde halkla ilişkiler müdürü olarak çalışmıştım ve bugüne dek hiç sorun yaşamamıştım onunla. Aramız iyiydi ve birbirimizi iyi tanıyorduk. Genellikle benim öneri ve ricalarıma itiraz etmezdi. Mustafa Bey ofise geldiğinde Levent’e ve ona dönerek şöyle dedim:

Üçümüz birlikte girip görüşelim Mustafa Bey ile. Sıcağı sıcağına çözüm bulmaya çalışalım. Yoksa her ay aynı olayı yaşayacağız gibi görünüyor. Ne diyorsunuz?

Levent: Tamam ama benim önce bir tıraş olmam lazım. Yüzüm çok kötü.

Dönüp ona bakıyorum, başı önünde, kaşları çatık, masasında birşey arar gibi birşeyler ile ilgileniyor ve başını kaldırıp yanıt bile vermiyor bana. Ben de sinirlenip Mustafa Bey’in ofisine girip kendim konuşmaya başlıyorum, çünkü Mustafa Bey’i tek başıma ikna edebileceğimi biliyorum.

Ozan – Mustafa Bey günaydın. Hoşgeldiniz.
Mustafa Bey – Günaydın Ozan.
Ozan – Mustafa Bey bir şey soracağım.
Mustafa Bey – Buyur Ozan.
Ozan – A.... otelden beri birlikteyiz biliyorsunuz, bir gün olsun para ile ilgili bir mesele için yanınıza gelmedim. Sizin maaş haftalarında yurt dışına fuara gittiğiniz zamanlar olurdu, ben 3 hafta geç maaş aldığım ayları bilirim. Siz bana “Ozan neden ben yurt dışına çıkmadan önce gelip maaşını almadın?” diye sorardınız. Hatırladınız mı?
Mustafa Bey – Evet.
Ozan – Burada da durum yine aynı şekilde. Ben hem para konularına olan hassasiyetimden hem de size olan saygımdan bugüne kadar gelip herhangi bir durum arzetmedim. Ama bugün durum farklı çünkü iş arkadaşlarımın düzenli maaş almaya çok ihtiyacı var. Bildiğiniz gibi A... ev kirası ödüyor ve geciktirme şansı yok. Levent’in de durumu malum. Şamir Bey onu lojmandan çıkardı. Hala kalacak yer arıyor çocuk. Ayrıntısını biliyorsunuz zaten. Onun kredi kartları ödemelerinden bahsetmiyorum bile.
Mustafa Bey – Ozancım. Biliyorsun 2006 senesi bu acentanın ilk yılı ve henüz birşeyleri tam oturtamadım. Hollandadaki operatörümüzün de ödemeleri zamanında yapmaması beni zor duruma sokuyor. Yoksa 3’e 5’e bakmadığımı biliyorsun. Ama dediğin doğru içeride bazı ödemelerini geciktirme şansı olmayan arkadaşların var. Sabah Yalçın’ı aradım. “Cuma günü çıkardım parayı” diyor. Araya hafta sonu girdiği için ama ondan önemlisi banka “ödeme emrini almadım” diyerek süreci uzattığından dolayı bugün hep birlikte kıvranıyoruz. Onların da böylesi işlerine geliyor. Ama havale gelmese de Çarşamba herkesin maaşını ödeyeceğim. Ama havale gelecektir o zamana kadar. Daha erken gelirse aynı gün öderim, olmazsa Çarşamba. Sadece bir kaç gün dişinizi sıkın. Benim de canımı sıkmıyor sanma. Maaşlarınızı düzenli ödemeyi istiyorum. Önümüzdeki aylarda rezervasyonlar daha iyi. Kuş gribiydi, bombaydı, dünya kupasıydı derken çok kötü etkilendik biliyorsun.
Ozan – Doğrudur Mustafa Bey.

Hevesle ofise dönüp konuşmayı Levent’e ve ona aktarıyorum. Sözlerim Levent’i rahatlatırken, onun asabiyet denizindeki dalgalarını kabartıyor. Msn’de bana yazıyor:

A... - ozan çarşamba senin için müjde. 
benim ödemelerim bugündü.
Ozan - Bak A... Mustafa Bey aynen şöyle dedi:
“3’e 5’e bakmam. İlk sene böyle gidiyoruz. Rayına oturtamadık bazı şeyleri ama en geç Çarşamba kesin olarak ödeyeceğiz maaşları”.

A... - Peki neden biz yoktuk orda nedennnnnnnnnnnnnnnnnnnnnnnnn
Ozan - Yine mesnetsiz şekilde hırpalamaya mı çalışıyorsun beni.
En olumsuz durumda ve şartta yanındayım demedim mi ben?

A... - istemiyorum ozan
yanımda falan olma
böyle yanımdasın işte
Ozan - Adamın artık düzenli maaş ödemeye niyetli olduğunu söylemeye çalışıyorum ama izin bile vermiyorsun. Kimsenin avukatı değilim ama beni konuşturmuyorsun bile.
A... - bana onu savunma o zaman
senden birşey istedim yapman gerekeni istedim duyarlı bir insan gibi davranmanı bekledim
benim ihtiyacım yok kimsede beni ilgilendirmiyor gibi davranmaya bir son ver dedim
sen ne yaptın?
boşver ya ozan
benim ödemelerim bugün dü
ben onları bir şekilde öderim kimseye mahçup olmam
ama senin çarşamba müjden sedece senin için müjde
benim için değil
Ozan - Ödemelerinde yalnız değilsin , biliyorsun. Tıpkı senin için herşeyi yapacağımı bildiğin gibi.
A... - benimle beraber içeri gelecektin o zaman
bende bugün ödemelerimi yapmış olacaktım
sonrada defolup gidecektim buradan
Ozan - Sinirin ile başa çıkmak olanaksız. Boşa konuşuyorum sanırım.
Ne söylediklerimi duyuyorsun, ne de şu an yazdıklarımı okuyorsun.


Öğlen arasında atlayıp motoruna gidiyor. 1,5 saat kadar ortada yok. Ofise döndüğünde, mutfakta beni görüyor yanıma geliyor ve masaya oturup şöyle diyor:

A... – Erdoğan C...... gibi bir baban varsa bir telefonla ödersin kiranı. Sorun bile olmaz. Bu kadar basit...

Bu sözleri neden söylemişti? “Bak Ozan kiramı senin ödemene izin vermedim, yanımda olmana izin vermedim, gidip babama ödettirdim. Çünkü sana ihtiyacım yok. Seni yanımda istemiyorum” demek mi istiyordu? Bir an eski bir sözünü hatırlıyorum. Aylar önce ev kirasına ortak olmak isterken bana şöyle demişti “Ozan kabul edemem. Ben ailemden bile para almıyorum”. Bugünse hem gerçeği hem de yalanını ortaya çıkarmıştı. Ailesinden bal gibi para alıyordu. Bana doğruyu vermek yerine yalan söylemeyi tercih etmişti. Elbette ki insanın kendi ailesinden yardım alması kadar doğal bir şey olamaz, bunu sorgulamam bile. Ama bunun aksini yapıyomuş gibi söyleyen birinin “yalancı” sıfatı kazanması kaçınılmazdır. Jean – Paul Roux’un “Türkler’in Tarihi” kitabında diğer uluslardan farkını göstermek için Türkler için şöyle yazıyordu: “Onlarda Söz Namustur”. 

Akşam işten birlikte çıkıyoruz. Yine yol kenarında bağırarak tartışmakta sakınca görmüyor;

A... – OZAN SEN BUGÜN BENİ YALNIZ BIRAKTIN YA, BEN DE SENİ YALNIZ BIRAKACAĞIM.
Ozan – ŞU DUYDUKLARIMA BAK! NE YAPTIM DA BUNLARI BANA SÖYLÜYORSUN?
A... – ŞİMDİ EVE GİDECEĞİM VE BUGÜNE KADAR BANA VERDİĞİN NE VARSA HEPSİNİN HESABINI TEK TEK ÇIKARACAĞIM. VE GERİ ÖDEYECEĞİM SANA.
Ozan – NEEEEE?
A... – EVET OZAN. BUNU YAPACAĞIM.
Ozan – ÇOK ÜZGÜNÜM, SANIRIM BU KONUDA YAPABİLECEĞİM HİÇBİR ŞEY YOK.
A... - EVET OZAN. HAKLISIN. İLK DEFA SENİNLE AYNI FİKİRDEYİZ. BU KONUDA YAPABİLECEĞİN HİÇBİR ŞEY YOK.
Ozan – SÖYLEDİKLERİNE İNANAMIYORUM... GERÇEKTEN İNANAMIYORUM.
A... – ŞİMDİ ARTIK İZİN VER YAŞANTIMA GERİ DÖNEYİM.
Ozan – Neden yapıyosun bütün bunları?
A... – HATA YAPTIM OZAN. SANA YAKLAŞMAKLA HATA ETTİM... ONUN BİR SUÇU YOKTU... SENİ YALNIZ BIRAKACAĞIM.
EVET... SENİ YALNIZ BIRAKACAĞIM OZAN...

Başka bir şey söylememe fırsat vermeden basıp gidiyor. Ben de kaldırıma, olduğum yere çöküyorum. Az önce olanlara inanamadan, soğuk betonun üzerinde otururken sözleri kulağımda çınlıyor. “SENİ YALNIZ BIRAKACAĞIM OZAN”, “BANA BU GÜNE KADAR VERDİĞİN NE VARSA, EVE GİDİP HESABINI ÇIKARACAĞIM VE HEPSİNİ SANA GERİ ÖDEYECEĞİM”. 

Para kimin umrundaydı? Ben bugüne kadar maddiyata yönelik tek bir şey söylemiş miydim? En küçük bir davranışım olmuş muydu? Yaşantım boyunca kendim kadar paradan nefret eden ikinci bir şahıs daha tanımadım ben. Şimdi neden bu ağır hakaretleri duymak zorunda bırakıyordu beni? 

Artık ilişkinin üzerine tamamen ölü toprağı serpilirken ben de günlerimi işimi yapmaya çalışarak ve bir gün gelip bir tomar parayı masama fırlatacağı korkusu ile geçiriyordum. Onu biliyordum. Sinirlenip zıvanadan çıktığı anda neler yapabildiğini, gözü karardığında ve her türlü çılgınlığı hiç düşünmeden yapabileceğini biliyordum. Bir gün ona aldığım giysileri, film izleyebilmesi için verdiğim ekran ve konsol’u, fotoğraflarımızı ve bir tomar parayı getirip masama fırlatmasından korkuyordum. Çünkü yapardı. Ama bunların hiçbiri olmuyordu. Sanki hiçbirşey yokmuş gibi acentaya gelip gitmeye devam ediyordu.

Yorum (yok) Yorum yaz!

11/1/2009 ·

Bir İstisnanın Çözümlemesi - 46 "Aynı Günün İki İnsanı"

- Aynı günün iki insanı - 


 Her sabah olduğu gibi yine onu arayıp uyandırıyorum. Bir türlü kendin kalkmayı beceremiyordu sabahları. Mutlaka biri aramalı ve güzel sözler ile uyandırmalıydı, yoksa işe gelemiyordu. Ben sabahları acentayı saat 08:00’de açarken o 09:30’da zar zor gelebiliyordu.


A... - Ozan
Ordamisin
Ozan - Buradayım
A... - Slm
Ozan - Selam
A... - Hersey yolundami
Ozan - Yolunda A.. Yalnız şu var. Hasan Bey aradı. Şirket hattını kaybetmiş.
A... - biliyorum
benide aradi
Ozan  - 
Gülümsüyor
A... - tebrik ederim onu
uffffffffffffff
Ozan - Aynen
A... - sen sormadin ama ben soyleyeyim
hic iyi degilim
bi sekilde gelicem ofise
heryerim agriyor
hic gucum yok
Ozan - yapabileceğim bir şey var mı?
A... - cok komik
ozan
sevgilim bana boyle bi sorumu sormali
evet var
yapabilecegin bir sey var
Ozan - Dinliyorum
A... - cocuk gibi davranmaya hemen bir son erip
verip
ozan
gercekten beni seven biri gibi davranabilirsin
cok mutsuzum
mutsuz ve hasta
halsiz
Ozan - Mutsuz ve hasta mı? Bu beni kahreder.
A... - cevap yok dimi
umurunda bile degil
en azindan benim acimdan bu boyle gorunuyor
Ozan - Elbette umurumda. Bunu biliyorsun. Peki yapabileceğim bir şey var mı bu durumu duzeltmek için?
A... - lanet olsun duzelt o zaman
ben kendimi duzeltirim
hemde cabucak
amka seni hayatimdan isik hiziyla cikarmam
gerek
ozan
sasirdim ne yapacagimi
artik sana derdimi anlatmak bile beni iyice hasta ediyor
anliycak mi ne demek istedigimi diye dusunmek
beni yice yoruyor
cevabin yok sanirim herzamanki gibi
Ozan - Şimdi sana “Ozan seni anlayacak” yazsam ne olacak ki?
A... - anlayacak gelecek zaman
benim artik sabrim yok
Bu sacma
zaten anliyor olmaliydi
simdi anlamiyorsa
ozan ciksin gitsin hayatimdan
bana zarar vermesin
ben ona bunu yapmadim cunku
haketmedim bunu
hala konusma uzayip gidecek
dimi
Ozan - Pekala A... Ozan bunu yapsın. Konusma uzamasin. 
A... - Neyi
Cikip gitmeyi mi
Ozan - Ozan seni sevmişti ve hala seviyor ama en azindan bunu yapsin senin için.
A... - Neyiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiii
cikip gitmeyimi
anlamadim
hangisini sectin?
hangisini?
cabuk soylermisin
suanda bile insana can cekistiriyorsun
Ozan - Seni yalnız bıraksın A...
Ben bir şey seçmedim. Seçimi sen yaptın. Benim tercihim sonsuza dek yanında olmaktı. Seni sevmek ve mutlu etmekti. İyi niyetimle seni sımsıkı sarmaktı.
A... - Korkaksin
ben bunu secmedoim
hala daha sana sordum
bu senin secimin
hicbir itirazim olamaz
bir insana kendimi zorla sedirip dusunduremem
bos sevgi laflarini birak
buna kim inanir
lafla peynir gemisi yurumez senin lafin
lafla yurutmeye calisan de sensin
Ozan - A... geliyorum. Gelip seni evden alacağım. Yazdıklarının hiçbir anlamı yok.
A... - sen bi korkaksin
senden nefret ediyorum
beni ozan rahat birakacak evet
ama ozan bitti benim icin
okudun mu yazdigoimi
ozan
hayatin bqyunca
bi daha bu hakkin olmayacak
ben a...ysam yemin ediyorum
bi daha bana bu kadar palavra sikip
bu kadar rahat
beni aptal yerine koyamiycaksin
simdi git seiyorum oluyorum
palavralarini baskasina soyle
bir cocugun ne istedigini bilmez hisleriyle ugrasamiycak kadar
olgunum
ve gercek sevgiyi cok gordum
seninkine hic benzemiyor
sen bi korkaksin
artik sana o kadar kizginimki
yuzunu bile gormek istemiyorum
cunku yuzune her baktigimda bos yalanlarin gelecek
ve migdem bulanacak
okuyormusun yazdiklarimi?
yoksa umurunda bile degil dimi
belkide guluyorsun
Ozan - Okuyorum ama okumam senin neden umurunda hala, bunu anlamıyorum.
A... - cevap vermeye gerek yok dimi
bosver ya
senden bana hiiiiiiicbirsey olmaz
bil istiyorum
billlll bunlari
bunlar dogru cunku
ozan hala igrenc davranmaya deam ediyorsun
bi gun pisman olacaksin ve o gun
bende sana aynen boyle davranacagim
Ozan - Böyle mi?
A... - evet senin su halin gibi ruhsuz
ozan
ruhsuz
umursamaz
hayatima devam etmeme izin ver madem ki
sacmaliyorsun
sende bana bitti yaz
hemde hemen
cabuk ol
isim gucum var
seninle ugrasacak ve kaybedecek vaktim yok
Ozan - İzine gerek yok. Bu sabah itibariyle başladın zaten devam etmeye. Ben yalnızca seni sevmek istedim. 
A... - beni bu kadar umursamaz biri icin artik hicbisey harciyamam
ozan
Ozan - Tek istediğim uzattığım elimi tutmandı.
A... - sakin bana elini uzatma
ihtiyacim yok
sana
hicte olmadi
sen hayatimde olmadigin surece sana ihtiyacim yok
bigun cok pisman olacaksin
ve bende sana bunu yapicam
seni terkeden ben degilim
senin bencil umursamaz ve dusuncesiz tavirlarin
kemirip bitirdi
anladin mi
hala daha bunu yapiyor
o kadar deger verdiğini soyledigin sey icin kilini bile kipirdatmayip
bana segiden bahsetme
cok komik oluyor
karsinda aptal asik yok
ozan
askida mahvettin
herseyoi mahvettin
ben asla anlayamiyan biri nasil arkadasim olur
senden bana hivbirsey olmaz
hicbirsey

Ben bir yandan Almanya-Hakan Bey ile yazışırken bir yandan onun saçmalıklarına söz yetiştirmeye çalışıyordum. 

Mustafa Bey ofise giriyor:

Mustafa Bey - “Ozan şu Yalçın’ın bu ayki rezervasyonlarını bir çıkart bakalım. Emel ile hesabımızı gözden geçirelim. Hem konaklamış olanlar, hem de gelecek olanlar hepsi dahil olacak şekilde. Hepsini görelim.”
Ozan – Tabi Mustafa Bey, hemen!

Elimdeki işi bırakıp Yalçın Bey’in rezervasyonları ile ilgilenmeye başlıyorum. O sırada Mustafa Bey bilgisayarımdan gelen “triling... triling...triling” seslerini duyuyor ve şüphelenmeye başlıyor. Ben de belli etmeden hoparlörün düğmesine basıp kapatıyorum. Karşımda Mustafa Bey oturmuş beni izliyorken beni zor duruma düşürdüğünü bilmeden makineli tüfek gibi yazmaya devam ediyor.

A... - adam yerine koyarda cevap verirsen sevinirim
Cevap ver
kabul et inkar et bisey soyle
sen sustukca senden iyice nefret ediyorum
benim iyice canimi sikip iyice hasta ediyorsun
bu da umrunda degil ama dimi
hi?
soyler misin
degil dimi
bunlarin hicbiri
bari kabalik etmeyi birakta
cevap vermeyeceksen vermiycem de
ozan
seni olene dek affte
affetmem bunun icin
baba cevap ver
bana cevap ver
vermiycem de bari de orda oldugunu bileyim
bu kadarini hakediyorum
lanet olsun bana
bana boyle davranan birine deger verdigim icicn

Mustafa Bey’in verdiği görevi yerine getiriken göz ucu ile arasıra yazdıklarına bakıyorum ama ellerimi kaldırıp bir şey yazmam olanaksız. Mustafa Bey karşımda çıkartacağım hesabı sabırsızlıkla beklerken cebim çalmaya başlıyor. Arayanın o olduğunu görüyorum ve bacaklarımın arasına alıp, sıkıyorum telefonu. Mustafa Bey’in sesi duymayacağını umarak susturmaya çalışıyorum cebi. Meşgule alsam iyice delireceğini bildiğimden kapatma düğmesine basmıyorum. Bütün gücümle susturmaya çalışıyorum iğrenç sesi ile öten cebi.
 
A... - ya acsana su telefonu
ne yapmaya calisiyorsun
artik bir sey sormiycam
artik olsende
hicbirsey duzelmiycek
bana boyle davranmana asla izin vermiycem
asla
ozan
bana sana son ke soruyorum cok onemli benim
icin
Cevap ver
Cok onemli

Mustafa Bey’e istediği hesabı çıkardıktan sonra izin isteyip çıkıyorum. Taksiye atlayıp bir solukta evine varıyorum. Duş alacağını söyleyip 20 dakika kadar beni dışarıda bekletiyor. Dışarı çıktığında omuzları düşük, yüzü ağlamaklı, gelip bana sarılıyor. Yine sağ elimle başını göğsüme bastırıp ona sarılıyorum. Yanağım başında, ona kızmıyor, bir açıklama bile istemiyorum. Sadece sarılıyorum. “Neydi o bütün yazdığın saçmalıklar?” diye sormaya gerek bile görmüyorum. Biraz önceki yüz ifadesi, pişmanlığını ve yaptığı çocukça şeyin utancını öyle güzel yansıtıyordu ki soru bile sormuyorum. Peki ama farkında olmadan Huysuz Virjin’i ve Frankenştaynı artık kanıksamaya başlıyordum? 
Bana kısık sesle şöyle diyor: “Aşkım haydi gidelim. Komşularımın beni böyle görmelerini istemiyorum.” Orada komşularına okkalı bir küfür etmek içimden geçiyor ama yine içime atıyorum. Onu evinden almaya gelmiştim, ne vardı bunda? Mustafa Bey’den aldığım izin, kısıtlı bir süre ve bir an önce acentaya dönmemiz gerekiyor. Tartışmadan ofise dönmek için motoruyla yola çıkıyoruz. Önümde oturan kızın, sabah ağzından cehennem lavlarını kusan kişi değil de benim biricik A...’m olduğumu hissediyorum. 
Aklımdan şunlar geçiyor; 
Bu muydu ? İlacı bu muydu? İstediği bu muydu? Belirsiz aralarla ve bilinmez nedenlerle hırçınlık nöbeti geçirdiğinde ve tek yapmam gereken saçma tartışmalarına katılmak yerine yanına gelip sarılmak mıydı? Bunu mu istiyordu? Tek arzu ettiği bu muydu? Gerçekten neyi istiyordu? Geçen onca zaman boyunca alınmış bir arpa boyu yol bile yok muydu? Hala Nisan ayında tanıştığım “Ne istediğini bilmeyen” kız mıydı? Onda hiç mi değişiklik yapmamış mıydı benimle tanışması?
Ofise varıyoruz. Yukarı çıktığımızda masasına bakar bakmaz bir şey dikkatini çekiyor:
A... - Ozan masamı kim temizleyip topladı?
Ozan – Ben tabii.
A... – Teşekkür ederim. Ne diyeceğimi bilmiyorum.
Ozan – Büyütülecek bir şey değil. Boşver.

Bilgisayarını açıyor ve yazmaya başlıyor.

A... - BİRŞEYİ BİLMENİ İSTİYORUM
HERŞEY YOLUNDA BİTANEM
VE HERŞEY ÇOK DAHA GÜZEL OLACAK
Ozan - Bunu bilmek güzel.
A... - OZAN NEYİ FARKLETTİM BİLİYORMUSUN?
Ozan - ?
A... - ÖYLE KÖTÜ BİR ZAMANIMA GELDİNKİ
KAFAMIN HERŞEYİN KARMAKARIŞIK OLDUĞU Bİ ZAMANIMA
SANIRIM SENİN KADAR BENİMDE
HATALARIM VAR
ONLARI DÜĞZELTİCEM
VE GERÇEK A...’NUN
ORTAYA ÇIKMASINA İZİN VERİCEM
OZAN - BUNU BUGÜNDEN İTİBAREN YAPICAM
Ozan - Ben her zaman yanındayım.
A... - ARTIK SIKILDIĞIM KENDİMİM
HERŞEY ÇOK GÜZEL OLACAK
Ozan - Pes etmeyeceğim. Bugün seni almaya almaya gelme nedenim de buydu zaten.
A... - BUNU BİLİYORUM
BENİ SEVDİĞİNİDE
OZAN
BIRAKTIN KENDİMİ SANA
KOLLARINA
BIRAKTIM ARTIK
BANA VERDİĞİN KİTAPLARI OKUMAK İSTİYORUM
YAŞANTIMI DÜZENE SOKACAĞIM ARTIK
Ozan - Bir konuda sana yalvarmama izin verir misin?
A... - NEDİR O
SADECE İSTE
Ozan - Bana güven!
Sadece güven!
Hepsi bu...

A... - OZAN
SÖZ VERMEME GEREK BİLE YOK
BUNDAN SONRA BÖYLE OLACAK
DEĞİŞİKLİKLERİ ELİNLE TUTACAKSIN
VE BUNU SÖYLE OLUR MU
ELİMLE TUTUYORUM BİLİYORUM DE
SÖYLE BUNU BANA
BEN DE SÖYLEYECEĞİM
OZAN ARTIK BUNDAN VAZGEÇTİN
BUNU BENİM İÇİN YAPTIN
SENİ ÇOK SEVİYORUM DİYECEĞİM
Ozan - A...
Sen benim biricik Aşkımsın.

A... - OZAN
SENİN BİRİCİK AŞKIN OLMAKTAN ÇOK MUTLUYUM
SENİN TARAFINDAN SEVİLMEKTEN
Bİ SARILSAM SANA
SÖYLE DOYA DOYA KOKLASAM
NE DÜŞÜNÜYORUM BİLİYORMUSUN
Ozan - Ne bebeğim?
A... - NEDEN DAĞDA DAHA FAZLA ÖPMEDİM SANKİ
NEDEN DAHA FAZLA KOKLAMADIM,
Ozan - Aşkım benim.
A... - OZAN ASLA SENİNLE KEŞKE DEMEK İSTEMİYORUM
HİÇBİRŞEYİ ERTELEMİYELİM
KEŞKE DEMİYELİM
ELİMİZDEKİNİN DEĞERİNİ BİLELİM
Ozan - Biz’e yazık etmeyelim, hak ettiği değeri verelim.
A... - EVET
VERELİM
DAHA BİR SÜRÜ YAPACAĞIMIZ ŞEY VAR
BİR SÜRÜ
EN BAŞTADA
SENİ HAYALİMDEKİ GİBİ GÖRECEĞİM
BUNU YAPACAĞIM
SENİ DÜNYANIN EN İYİ EN TATLI EN SEVECEN EN DÜŞÜNCELİ
................................
Ozan - Evet?
A... - EN İYİ
BABASI OLARAK GÖRECEĞİM
SANA ÇOK YAKIŞACAK
ÇOKKKKK
ÇOOOOK HEMDE
Ozan - A...
Sen ciddi misin bebeğim?

A... - EVET
OZAN
SANA BENZİYEN ÇOCUKLAR İSTİYORUM
ÇOCUK DEĞİL İSTEDİĞİM
SANA BENZİYEN ÇOCUKLAR
SENİN ASİL KANINDAN
Ozan - Bunlar güzel sözler...
A... - BUNLAR SÖZ DEĞİL
BUNLAR GERÇEK
Ozan - Bugün bu güzel sözleri hak ediyor muyum sence?
A... - EVET
DAHADA FAZLASINI
MUCK
SENİ KOCAMANNNNNNNNNNNNNNNNN
SEVİYORUM

Bilgisayarımdaki yazışma kayıtlarına bakıyorum ve aynı gün içinde yaptığım iki yazışma arasındaki uçuruma hayret ediyorum. Satırları tek tek ve tekrar tekrar okuyorum. Gözlerim beni yanıltıyor muydu? Sabah bana etmediği hakareti bırakmayan kız saatler sonra bana dünyanın en iyi babası olarak görmek istediğini yazıyordu. Tamamen aklımı mı kaçırmıştım? Gerçeklerden kopmuş muydum artık? Hayal aleminin hangi diyarında yolumu kaybetmiştim? Yazışma kayıtlarının çıktısını alıp çantama koyuyorum. Belki bir gün delirmediğime kanıt olarak hayatımı kurtarabilirdi.

Yorum (1) Yorum yaz!

« Önceki ::